müzeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2007 Pazartesi

Antik Kentler

Alanya’nın doğu batı ekseninde birçok antik kent kalıntısı vardır. Bir kısmı kıyıda, bir kısmı sarp yamaçlarda kurulmuş kentler Pamfilya ile Kilikya bölgesi kentleridir. Kalıntılar, bölgelerin karakteristik özelliklerini yansıtır. Alanya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen taştan yontulmuş kül kutuları Kilikya bölgesinin ölü gömme kültürünü yansıtır. Ören yeri olarak koruma altında tutulan ve bazılarında kazı çalışmaları devam eden antik kentlere giriş ücretsizdir. Çevredeki kalıntıları gezmek isteyenlerin, taşlık arazide ve yaban otlarına arasında bazen uzun yürüyüşler yapacaklarını dikkate alarak ayakkabı seçmelerinde ve yaz günlerinde yanlarında su bulundurmalarında yarar vardır.

COLYBRASSUS
Alanya’nın 30 kilometre kadar kuzeybatısında ve Toroslar’da Roma döneminden kalma bir kenttir. Çevreye dağılmış durumdaki çok sayıda yazıt, kent tarihine ilişkin önemli bilgiler içermekle birlikte ayrıntılar henüz gün ışığına çıkmamıştır. Günümüze kadar ayakta kalan kalıntılar arasında köşe başlığı İon tarzında tapınak, nekropoldeki lahitler ve bir kayaya oyulmuş mezar sayılabilir. Kaya mezarın cephesi anıtsal bir görüntüdedir. Tek mekandan oluşan mezar odasına 18 basamaklı bir merdivenle çıkılır ve girişin üstü basık kemer şeklinde yontularak içi Medusa başı ile süslenmiştir. Kemerin iki yanı ise kartal motiflidir. Kentte ayrıca odeon, kuleli kent duvarları, eksedra, konut kalıntılarından örnekler görülebilir. Ören yeri ücretsiz gezilmektedir. Antik kentin bir adı da Ayasofya’dır.

HAMAXIA
Alanya’ya 12 kilometre uzaktadır. Antik çağda Pamfilya bölgesi içindeki kent için dönemin coğrafyacısı Strabon, gemi yapımında kullanılan sedir ağaçlarının bol olduğunu yazar. Kentin, Roma öncesi yerleşime açıldığı sanılmaktadır. Dağlık arazideki kentin en tepe noktasında rektogonal taşlardan yapılmış bir kulenin varlığı söz konusudur. Hellenistik dönemin özelliklerini de taşıyan kentin önemli kalıntıları arasında önünde havuzu ile antik bir çeşme vardır. Yarım daire planlı, oturma sıraları halen ayakta duran ve yazıtlarla donatılmış geniş bir eksedra, dini yapı kompeksi ve nekropol kentin öteki kalıntıları arasında sayılabilir. Kentte bulunan yazıtlardan birinde haberci tanrı Hermes’in sembolü Kaduceus’un işlenmiş olması, Hermes adına bir tapınağın varlığının göstermektedir. Kent, İsa’dan sonra 2. ve 3. yüzyıllarda Korakesion’a (Alanya) bağlı olarak varlığını sürdüren küçük yerleşimdir. Ören yerine giriş ücretsizdir. Kentin deniz tarafına bakan yamacından Alanya manzarası çok güzeldir. Akdeniz’de pusun olmadığı havada 100 kilometreden uzun kıyı yşeridinde Gazipaşa’dan Manavgat’a kadar uzanan bölgeyi seyretmek olasıdır.

SYEDRA
Alanya’nın 20 kilometre doğusundadır. Alanya Müzesi’nin yaptığı kazı çalışmaları sonunda kent tarihinin İsa’dan önce 7. yüzyıla kadar uzandığı sanılmaktadır. Varlığını 13. yüzyıla kadar sürdüren kente, halen ayakta olan anıtsal kapıdan girilmektedir. Kentin çevresi surlarla çevrilidir. Doğal su kaynaklarından beslenen ve içi sıvalı su sarnıçları antik çağdan günümüze kalan yapılar arasındadır. Kent içindeki bir mağarada kayaya oyulmuş, nişin çevresi freskolarla süslü bölümün dinsel amaçla kullanıldığı saptanmıştır. Mağara, vaftiz mağarası adıyla anılmaktadır. Kentin doğusunda görkemli bir hamam kalıntısı vardır. Hamamın zemininde yer yer mozaik süslemeler görülmektedir. Geniş bir alana yayılan kentin güneydoğusunda 10 metre genişliğinde 250 metre uzunluğunda sütunlu cadde uzanmaktadır. Caddenin kuzeyinin gölge sağlamak için sütunların taşıdığı ahşap bir çatı ile kaplı olduğu, güneyinin ise taş döşemeli açık yol şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır. Sportif oyun ve yarışmalarla ilgili bilgiler içeren çok sayıda yazıt kalıntısından kentin antik çağın bölgedeki önemli spor merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir. Kentin öteki mekanları arasında tapınak, tiyatro, akropol, nekropol, agora ve konut kalıntıları sayılabilir. Roma İmparatoru Septimus Severus’un İsa’dan sonra 194 yılında kente gönderdiği teşekkür mektubundan hazırlanan yazıt Alanya Müzesi’nde sergilenmektedir. İmparator, kente saldıran haydutlar ve dinsizlere karşı direnen Syedra halkını kutlamaktadır. Ören yerine giriş ücretsizdir. Karayolunun bittiği yerden sonra 1 kilometre kadar yürümek gerekir. Makiliklerle kaplı arazide tepeye doğru çıkıldıkça Akdeniz ve Alanya kalesi tüm güzelliği ile kendini gösterir.

LAERTES
Alanya’nın 25 kilometre doğusunda Toroslar’da bir vadi ağzında yükselen yamacın eteğinde kuruludur. Kent, antik çağda Dağlık Kilikya olarak bilinen bölgenin içindedir. İç kesimde olmasına karşın kentin limanı da vardır. Laertes’te bulunan İsa’dan önce 7. yüzyıla ait ve üç yanı Fenike dilindeki yazıt, Alanya Müzesi’nde sergilenmektedir. Kentten günümüze kalan ve Roma dönemine ait kalıntılar arasında gözetleme kuleleri, halkın agorada sohbet için kullandığı yarım daire biçiminde oturma birimi, İmparatorlar caddesi, odeon veya tiyatro; Zeus, Apollon ve Sezar adına yapılmış tapınaklar, agora, hamam ve nekropol sayılabilir. Kent İsa’dan sonra 1. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar en parlak dönemini yaşamıştır. Kazılar sırasında bulunan ve Alanya Müzesi’nde sergilenen bir askere ait diploma, geçmişteki yaşama ışık tutacak niteliktedir. İsa’dan sonra 138 yılına ait Pamfilya Valisi’nin adının geçtiği belgede Suriyeli bir asker 25 yıllık şerefli hizmetlerinden sonra terhis edilmekte ve kendisine Roma vatandaşlığı ile Pamfilyalı bir kadınla evlenme hakkı verilmektedir. Ören yeri ücretsiz gezilmektedir.

IOTAPE
Alanya’nın 33 kilometre doğusunda ve Akdeniz kıyısındadır. Kentin adı İsa’dan sonra 38-72 yılları arasında yaşamış Kommagene Kralı IV.Antiochus’un karısı Iotape’den gelmektedir. Roma İmparatorları Trajanus’tan Valerian’a kadar antik çağda kent kendi adına sikke bastırmıştır. Denize doğru uzanan yüksekçe bir burun, kentin akropolü konumundadır. Sular, bu bölüme bir kale görüntüsü vermektedir. Kentin yapıları büyük ölçüde tahrip olmuştur. Akrapolün karaya bağlandığı vadide Liman Caddesi vardır. Caddenin iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve bunların arasında yer yer heykeller olduğu kaidelerden anlaşılmaktadır. Heykellerin yazıtları, kentin başarılı sporcularından ve hayırsever insanlarından söz etmektedir. Akropolün doğusundaki koyda üç nefli, dikdörtgen planlı bir bazilika vardır. Kentteki tek nefli küçük kilise kalıntısında ise Hagios Georgios Stratelates’in betimlendiği fresko izleri görülmektedir. Kentin ayakta kalabilen en belirgin yapısı hamamdır. Hamama ait kanalizasyon sistemi günümüze kadar korunmuştur. Günümüzde antik kentin ortasından geçen şehirlerarası karayolunun güneyinde 8 metreye 12.5 metre boyutunda bir tapınak kalıntısı vardır. Kentin doğu ve kuzey tepelerindeki nekropolde anıt mezarların yanısıra tonoz örtülü küçük mezar yapıları da yer almaktadır. İotape kentin kenti ören yerine ücretsiz girilir ve yaklaşık iki saatte gezilebilir. Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, denize girmek için ideal bir kumsala sahiptir.

SELINUS
Alanya’nın 45 kilometre doğusunda küçük bir yarımadanın yamacında kurulu antik çağ kentidir. Kentin tarihi İsa’dan önce 6. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Roma İmparatoru Trajanus, Doğu Akdeniz’de Part seferinden dönerken hastalanarak geldiği bu kentte İsa’dan sonra 9 Ağustos 117’de ölmüş ve külleri Roma’ya gönderilmiştir. Kent bir dönem Trajanapolis adını almıştır. Yarımadanın surlarla çevrili tepesinde kentin akrapolü vardır. Bir sarnıcın bulunduğu zirve Akdeniz’e egemen bir manzaraya sahiptir. Kentin agorası deniz kenarındadır. Agora yıkılmışsa da granit sütunları görülebilir. Yamaçtaki surların içinde apsisli bir kilise kalıntısı bulunur. Kilise Aziz Thekla’ya adanmıştır. Kentin bir başka anıtsal yapısı da 13. yüzyıl Selçuklu döneminde kırmızı zikzak motiflerle süslenmiş bir av köşküdür. Bu yapının da antik çağdan kaldığı ve İmparator Trajanus’un anısına yapılmış bir mezar olduğu sanılmaktadır. Akdeniz’e akan Selinus çayı çevresinde su kemeri kalıntılarına rastlanır. Kentin iki hamamından biri kayalık yamacın denize indiği kesimdedir. Tiyatro yıkılmıştır. Kentin nekropolündeki mezarlar birer anıtsal yapı olarak Kilikya bölgesinin ölü gömme geleneklerini en güzel biçimde ortaya koymaktadır. Antik kentteki arkeolojik çalışmalar henüz yüzey araştırmalarıyla sınırlıdır. Girişin ücretsiz olduğu tepeye yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle çıkılabilir. Düzgün patika yoldan tepeye çıkacakların yanlarına su almaları önerilir.

NEPHELIS
Alanya’nın 55 kilometre doğusunda, Muz Köyü sınırları içinde denize doğru uzanan yüksek bir tepenin üzerindedir. Tepenin en yüksek noktasında antik kentin akropolü ve Orta çağdan kalma kale surları vardır. Roma döneminden kalma tapınak alınlık seviyesine kadar korunmuş halde günümüze gelmiştir. Nephelis, odeonu, su sistemi, kireçtaşı ocağı ve nekropol alanı ile tipik bir Dağlık Kilikya kentidir. Ören yerine giriş ücretsizdir.

ADANDA-LAMUS
Alanya’nın 55 kilometre doğusunda Adanda Köyü’nün 2 kilometre kadar kuzeyindedir. Kent, yüksek ve sarp bir dağın zirvesini oluşturan iki tepenin üzerine kuruludur. Batıdaki tepenin İsa’dan sonra 3. Yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır. Kent kapısı büyük bir kule ile korumaya alınmıştır. Surun iç kısmında ikinci bir sur kalıntısı vardır; bu da kentte iç kalenin varlığını göstermektedir. İki tepe arasındaki düz alanda kentin agora, çeşme, tapınak gibi yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Kentin iki tapınağından biri Roma İmparatorlarından Vespasianus öteki Titus adına yapılmıştır. Doğudaki tepede ise kayaya oyulmuş odalar ve büyük tip lahitlerden oluşan mezar yapıları ile nekropol alanı vardır. Ören yerine giriş ücretsizdir.

ANTIOCHEIA AD CRAGUM
Alanya’nın 60 kilometre doğusundadır. Antik çağda Dağlık Kilikya olarak bilinen bölgede ve Akdeniz kıyısındadır. Kent adını, İsa’dan sonra 1. yüzyılda yaşamış Kommagene Kralı IV. Antiochus’dan almaktadır. Kentin kalıntıları üç yükselti üzerinde bulunur. Birinci bölümde sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı ve kilise kalıntıları görülebilir. İkinci bölüm, Kilikya bölgesine özgü mezar yapılarının bulunduğu nekropol alanıdır. Üçüncü bölüm ise denize uzanan sarp kayalar üzerindeki Orta çağ kale kalıntılarından oluşur. Kentin kuzeyinde mimari elemanları görülebilen bir tapınak kalıntısı vardır. Kent merkezinde Triconchos adı verilen üç duvarı apsis şeklinde ve dini işlevi olduğu sanılan bir yapı yer alır. Ören yerine giriş ücretsizdir. Antik kent kalıntıları yaklaşık iki saatte gezilebilir.

Müzeler

Alanya’da dört müze vardır. Bunlar Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi, İçkale Müzesi ve Atatürk Evi Müzesi’dir. Tüm müzeler, Alanya Müze Müdürlüğü’ne bağlıdır ve ücretle gezilir. Öğle tatili dışında müzeler haftanın her günü ziyarete açıktır. Alanya’nın en değerli eseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Herakles heykelidir. Limandaki Kızılkule, Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiştir. Alaaddin Keykubat’ın 13. yüzyılda kenti yeniden kurarken kalenin zirvesinde sarayını yaptırdığı İçkale müze olarak ziyaret edilmektedir.

Alanya Müze Müdürlüğü:
Hilmibağcı Caddesi, Damlataş.
Telefon: 513 12 28

ARKEOLOJİ MÜZESİ
Alanya Arkeoloji Müzesi, Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden getirilen Tunç Çağı, Urartu, Frig ve Lidya dönemine ait eserlerle 1967 yılında açılmıştır. Sonraki yıllarda, bölgedeki kazı çalışmalarından çıkan eserlerle müze genişlemiş ve zenginleşmiştir. Müzenin arkeoloji ve etnografya bölümleri vardır. Arkeoloji bölümünde Alanya çevresinde bulunarak sergilenen en eski tarihli eser, İsa’dan önce 625 yılına ait Fenike dilinde bir taş yazıttır. Müzenin en önemli eseri ise mitolojide dramatik bir öyküsü olan Herakles’in heykelidir. İsa’dan sonra 2. yüzyıla tarihlenen bronz döküm Herakles heykeli ayrı bir salonda sergilenmektedir. Alanya Arkeoloji Müzesi’nde Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans dönemine ait bronz, mermer, pişmiş toprak, cam ve mozaik buluntularla zengin bir kül kutuları ve sikke koleksiyonu vardır. Yanı sıra Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait Türk-İslam eserleri bulunmaktadır. Etnografya bölümünde Alanya çevresinden derlenen ve bölgenin folklorik özelliklerini yansıtan, yörük kilimleri, alaçuvallar, heybeler, giysiler, işleme örnekleri, silahlar, günlük kullanım kapları, takılar, el yazmaları ve yazı takımları gibi objeler ile eski bir Alanya evine ait günlük oda sergilenmektedir. Ayrıca, müze bahçesinde de Roma, Bizans ve İslami dönemlere ait taş eserler vardır. Haftanın her günü açık olan müzeye giriş ücretlidir.

HERAKLES
Mitolojide tanrıların tanrısı Zeus’un sayısız çapkınlıklarından birinde ölümlü Alkmene’den dünyaya gelen Herakles, insanın doğaya karşı yenilmez saldırma ve dayanma gücünü simgeler. Zeus’un kıskanç karısı Hera, bütün kin ve nefreti ile doğumundan ölümüne dek Herakles’in peşini bırakmaz. Herakles, yarıtanrı fakat aynı zamanda ölümlü bir insandır ve üstelik köledir. Tanrı vergisi bir güce sahip olmasına rağmen kuvvetini kullanmaktan zevk almaz, kahraman olmayı kendi seçmemiştir. Karıştığı olaylarda gücünü dizginleyemediği için istemeyerek suç işler ve zaman zaman çıldıracak gibi olur. Kendisine yöneltilen suçların kefareti olarak oniki işi başarması istenir. Oniki yıl sürecek hizmetlerini başarırsa ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Yalnız kollarının gücünü kullanarak ve silah olarak elinden hiç ayırmadığı topuzu ile her bir ayrı bir efsane konusu olan maceradan maceraya koşar. Yontularına da yansıtılan elindeki post, Nemea aslanını kollarının arasına alıp boğduktan sonra edindiği zırhtır. Yaptığı işler hep insanlığın yararına olan Herakles tüm zorlukların üstesinden gelerek ülkesine döner fakat kötü kaderi peşini bırakmaz. Ölümcül bir iksire bulanmış gömleği giyince korkunç acılarla yanmaya başlar. Acılardan kurtulmak için oğluna buyruk verir ve bir odun yığını hazırlatır, yanarak ölür. Zeus, bu trajik sona müdahale eder Herakles’i kaçırıp götürür; bir daha insanların arasına dönmeyen Herakles Hebe ile evlenir ve ölümsüzlüğe kavuşur. Herakles’in mitolojideki bir adı da Herkül’dür.

HERAKLES HEYKELİ
Alanya Müzesi’nde sergilenen bronz Herakles heykeli 1967 yılında Alanya’nın Çamlıca köyü sınırları içindeki dağlık bölge Asartepe’de bulundu. Uzmanlar tarafından İsa’dan sonra II. yüzyıla tarihlenen 51.5 santimetre boyundaki heykelin yapıldığı er bilinmiyor. Heykelin antik çağda, Akdeniz’deki korsanların önemli merkezlerinden sayılan Korakesion’a yani bugünkü Alanya’ya bir ganimet olarak getirildiği sanılıyor. Dünya heykel sanatı tarihinde, ayakta duran figürler arasında bronz Herakles heykelinin çok farklı ve özel bir yeri bulunuyor. Çünkü heykel, antik çağda Herakles adına yapılmış heykellerde görülmeyen bir yapısal duruş formu sergiliyor; bronza yansıtılan kas ve iskelet yapısı emsalsiz sayılıyor; sanatçının anatomi bilgisi izleyende hayranlık yaratıyor. Heykelin sol kulağında daha belirgin görülen, güreş sporu yapanlardaki kıkırdak deformasyonu, Herakles’in sporcu kimliğini olduğu kadar sanatçının ayrıntılardaki özenini de gösteriyor. Heykelde, Herakles’in sağ elinde ünlü topuzu, sol elinde öldürdüğü aslanın postu ve başında defne yapraklarından bir çelenk bulunuyor. Boş olan göz çukurlarının zamanında değerli taşlarla bezeli olduğu sanılıyor. Vücut ağırlığını sağ bacakta taşıyan heykelin yüzündeki ifadeden, zafer sonrasının mutlu yorgunluğu seziliyor.

ETNOGRAFYA MÜZESİ
Limanda 13. yüzyıldan kalma bir Selçuklu eseri olan Kızılkule aynı zamanda Etnografya Müzesi’dir. Beş katlı kulenin giriş ve birinci katı müze olarak düzenlenmiştir. Müzede Alanya yöresine özgü halı, kilim, giysi, mutfak gereçleri, silahlar, tartı aletleri, aydınlatma aletleri, dokuma tezgahları ile Toroslar’daki yörük Türkmen kültürünü yansıtan çadır gibi etnografya eserleri sergilenmektedir. Tarihi yapıda zaman zaman resim sergisi, klasik müzik konseri gibi kültür ve sanat etkinlikleri de yapılmaktadır. Kulenin en üst katından kentin doğu yakasının panoramik manzarası ile tarihi yarımadanın yerleşim dokusu seyredilmektedir. Ayrıca kuleden surlara geçiş yapılabilmekte ve tarihi dokunun içinde yürünebilmektedir. Kızılkule’ye giriş ücretlidir.

İÇKALE MÜZESİ
Akdeniz’e uzanan yarımadanın zirvesinde ve tarihi kalenin içindedir. Uzun yıllardır sürdürülen kazı çalışmaları ile Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın görkemli sarayının varlığı belirlenmiştir. Kazı çalışmaları devam etmektedir. İçkale’deki saray kalıntısının hemen karşısında Bizans dönemine ait küçük bir kilise bulunur. Aya Yorgi ya da Hagios Georgios kilesinin 6. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Yonca planlı kilise, İçkale’de Selçuklu dönemine ait olmayan tek yapıdır ve Selçuklu’nun farklı dinlere gösterdiği hoşgörünün bir kanıtı olarak günümüze kadar gelmiştir. Kilisenin iç duvarlarında seyrek de olsa fresk izlerine rastlanmaktadır. İçkale’de Seyirlik denen kısımdan, yukarıda Toroslar ve aşağıda Alanya’nın batı kıyısı seyredilir. İçkale’nde bir uçurumun üstündeki sarnıç, Adam Atacağı olarak anılır. Efsaneye göre, ölüm cezasına çarptırılanların buradan denize üç taş atmasına izin verilir, taş yamaca takılmadan denize ulaşırsa cezası affedilir, aksi halde suçlu bir çuvala konularak uçurumdan aşağıya atılırmış. 15 metre derinlikteki sarnıcın da zindan olduğu söylenir. İçkale’deki mekanlardan birinde düzenlenen salonda resim sergileri açılmaktadır. İçkale’ye giriş ücretlidir.

ATATÜRK EVİ MÜZESİ
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Şubat 1935’te Alanya’ya yaptığı ziyaret sırasında bir süre kaldığı evdir. Ev, sahibi Tevfik Azakoğlu tarafından Kültür Bakanlığı’na bağışlanarak 1987 yılında müze haline getirilmiştir. 19. yüzyıl Türk mimarisinin özelliklerini yansıtan bahçe içinde üç katlı binanın giriş katında Atatürk’ün kişisel eşyaları, fotoğraflar, Atatürk’ün Alanyalılara gönderdiği telgraf ve diğer tarihi belgeler sergilenmektedir. Üst katın odaları ise geleneksel bir Alanya evinin etnografik eşyalarıyla donatılmıştır. Kent amerkezindeki Atatürk Evi Müzesi’ne giriş ücretlidir.